Diğer üniteleri de eklemeye devam ediyor olacağım.
ÜNİTE – 1 :
GELİR VERGİSİYLE İLGİLİ BİLGİLER VE MÜKELLEFİYET
GELİR VERGİSİNİN NİTELİĞİ
Konusu gelir olan gelir vergilerini, gelir ve kurumlar vergileri meydana getirmektedir.
Gelir vergileri, gerçek kişilerin gelirlerini; kurumlar vergisi ise, ilke olarak kurumların kurum kazançlarını vergilendirir.
Cumhuriyet döneminin Türkiye’sinde gelirlerin vergilendirilmesine, 1926 yılında 755 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu ile başlanılmıştır.
Çağdaş ülkelerin vergi sistemleri içinde gelir ve kurumlar vergilerinden oluşan gelir vergilerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı, % 60 dolaylarına ulaşmaktır.Ülkemizde ise bu oran, % 30’lara kadar düşmektedir. Verilen bu oranlar içinde de gelir vergisinin payı kurumlar vergisinin çok üstündedir.
Kamuya gelir sağlama dışında vergilerin ekonomik ve sosyal amaçları gerçekleştirmede
diğer vergilere göre çok daha önemli rol oynadıklarını rahatlıkla söylemek mümkündür. Öte yandan, vergi dağılımı yoluyla sosyal adaleti sağlayabilecek ve günümüz toplumlarının ulaşılmak istedikleri vergi ödeme gücüne göre vergi almayı gerçekleştirebilecek verginin, yine gelir vergisi olduğu söylenebilir. Çünkü bu vergi, kişilerin ve bazı ülkelerde de ailelerin gelirlerinin toplanmasını ve bulunacak toplam gelirden en az geçim indirimi ve özel indirim gibi bazı indirimlerin yapılmasını mümkün kılarak, kalacak tutarlara artan oranlı vergi tarifelerin uygulanması suretiyle kişililerin vergi ödeme gücüne ulaşılabilmesini sağlayabilmektedir.
Uygulama biçimi yönünden esas olarak gelir vergilerini, üniter ve sedüler gelir vergileri olarak iki ana grupta toplayabiliriz. Bu iki türün dışında, birleşik gelir vergileri olarak adlandırılan bir vergi türünden de söz edilmektedir. Ancak birleşik gelir vergileri, sedüler gelir vergisinin ortaya çıkabilecek sakıncaları ortadan kaldırmak üzere uygulamaya sokulan ve esasında sedüler gelir vergisi türünün değişik bir uygulama biçimidir, denilebilir.
1-Üniter Gelir Vergileri
Üniter gelir vergileri, sübjektif karakterli bir gelir vergisi türüdür. Bu tür vergileme biçiminde, kanunun kabul etmiş olduğu gelir unsurlarından elde edinilmiş olan tüm gelirler toplanır. Daha sonra da, hesaplanmış olan toplam gelirde, indirilmesi kanunen kabul edilmiş olan en az geçim indirimi, özel indirim, bağış ve yardımlar gibi sosyal indirimler ile gelirin elde edilmesinde kullanılmak üzere harcanmış olan giderler indirilir. Bulunacak tutara, artan oranlı bir tarife uygulanmak suretiyle ödenecek olan vergi hesaplanır. Böyle bir hesaplama yöntemiyle, vergi ödeme gücüne
göre vergilemeye çalışılmakta ve vergi adaletine ulaşılmak istenmektedir.
Gelişmiş vergi sistemlerinin çoğunda üniter gelir vergilerinin uygulandığı görülmektedir. Türkiye’de de 1950 yılından beri üniter gelir vergisi uygulanmaktadır.
2-Sedüler Gelir Vergileri
Sedüler gelir vergileri uygulamasında, vergi konusu olan gelirler çeşitli kategorilere ayrılarak her kategori ayrı ayrı düzenlemeler içinde vergiye tabi tutulur. Örneğin, her sınıf gelir ayrı vergi oranlarına tabi tutulur.
Sedüler gelir vergilerinde, üniter gelir vergilerinin tersine genelde düz oranlı vergi tarifeleri kullanılır.
Sedüler gelir vergileri, gelir vergisinin olması gereken karakterini yansıtamaması nedeniyle günümüzde önemini yitirmekte ve yerini üniter gelir vergilerine
bırakmaktadır.
3-Birleşik Gelir Vergileri
Birleşik gelir vergileri, sedüler sistemin ortaya çıkardığı bazı sakıncaları bir dereceye kadar giderebilmek düşüncesiyle getirilmiş olan bir uygulama biçimidir. Bu uygulamada, çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirler sabit oranlı ve ayrı tarifelere tabi tutularak vergilendirilir. Söz konusu bu vergileme yapıldıktan sonra toplam gelir, tekrar artan oranlı bir tarifeye tabi tutularak ikinci kez vergiye tabi tutulur.
GELİR VERGİSİNDE MÜKELLEFİYET
I – Verginin Konusu :
Gelir vergisinin konusu, gerçek kişilerin elde ettikleri gelirlerdir.
II– Geliri tanımlayan teoriler :
a – Kaynak teorisi (Dar anlam) :
Bu teoriye göre gelir, üretim faktörlerinin bir veya birkaçının üretim sürecine sokulması karşılığı, sürekli olarak elde edilen değerlerdir. Unsurları şunlardır:
1)Gelirin üretim faktörlerinin bir veya birkaçının etkisiyle ortaya çıkması
2)Elde edilen gelirin sürekli biçimde elde edilmesi
Bu teoriye göre bağış, miras, piyango veya bir gayrimenkulun satış geliri , sürekli olmadığından dolayı, gelir sayılmaz.Ancak, bu teoriye göre öz tüketim gelir sayılır.
b – Net artış teorisi (Geniş anlam) :
Kişilerin sahip olduğu değerlerde her türlü artış yaratan fazlalıklar gelir sayılır.
III– Türk Gelir Vergisinin Geliri Kabul Ediş Biçimi :
1961 yılında yürürlüğe giren ve o tarihten bu yana dar veya kapsamlı birçok değişikliğe uğrayan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, günümüzde halen uygulanmaktadır.
1999 yılına kadar aksak bir kaynak teorisine göre yani karma bir sistem kabul edilmiştir diyebiliriz. 1.1.1999 tarihinden geçerli olmak üzere, kaynak teorisinden net artış teorisine geçilmiş ancak 4369 sayılı kanun ile getirilmiş olan bu düzenlemeler, hiç uygulamaya geçilmeden 4444 sayılı kanunla 1.1.2003 tarihine kadar ertelenmiş ve dört yıl ertelenen gelirin tanımına ilişkin değişiklikler, 4783 sayılı kanunla 1.1.2003 tarihinden geçerli olmak üzere tamamen yürürlükten kaldırılmıştır.
Sonuç olarak ülkemizde gelirin vergilendirilmesinde karma bir sistem uygulanmaktadır. İlk altı gelir türünde kaynak teorisi, yedinci gelir türünde net artış teorisi kısmen uygulanmaktadır.
GELİR VERGİSİNE GÖRE GELİRİN ÖZELLİKLERİ
Gelirin özellikleri şu 5 başlıkta toplanabilir:
1 – Gelir kişiseldir : Gelir vergisi, gerçek kişilerin kazançlarını vergilendirir. Ayrıca toplam gelir üzerinden hesaplanması artan oranlı bir tarifeye sahip olduğu için, ödenecek vergi tutarı, muafiyet, istisna ve indirim gibi hususları etkiler. Gelirin kişisel olması vergiyi sübjektif hale getirir.
2 – Gelir yıllıktır : Birden fazla yıl süren inşaat ve onarım işlerinin vergilendirilmesi, ölüm ve terk halindeki vergilendirme, özel hesap dönemine sahip mükellefleri vergilendirme gibi durumlar dışında, gelir vergisi yıllıktır ve takvim yılına göre hareket eder.(1 ocak-31 aralık arası)
3 – Gelir gerçektir : Gelirin gerçek olması bir muhasebe düzeni ile hesaplanmasını ifade eder ve muhasebe denetimini gerekli kılar. İstisnalar şunlardır:
1)Düşük gelirli ticari kazanç sahipleri
2)Serbest meslek erbapları Basit usul
3)Kayıt düzenine sokulamayan ücretliler
4)Kazancın gerçek biçimde uygulanmasını engelleyen bazı gayrimenkul kazançları
4 – Gelir safidir : Gelirin elde edilmesi için yapılan giderler, gayri safi gelirden düşüldükten sonra elde edilen pozitif tutar safi geliri ifade eder. Götürü gider usulünde indirilecek giderler götürü olarak belirlendiğinden gelirin safi olma ilkesi zedelenebilir.
MÜKELLEF
Gelir vergisinin mükellefi gerçek kişilerdir. Kişilerin gelir vergisi mükellefi olabilmesi için, medeni haklardan yararlanma hakkına sahip olması (doğması) yeterlidir. Kanuni ehliyeti olmayan mükelleflerin ödevlerini kanuni temsilciler yerine getirir. Kumarhane işletmek, tefecilik yapmak gibi gayri kanuni işlerden elde edilen gelirler de gelir vergisi mükellefiyeti doğurur.
A – Mükellef Türleri :
1 – Tam mükellefler : İkiye ayrılır :
a – Türkiye’de yerleşmiş olan veya yerleşmiş sayılanlar : G.V.K.’ ya göre Türkiye’ de yerleşmiş olanlar için iki durum söz konusudur :
1)İkametgahı Türkiye’de bulunanlar yerleşmiş kabul edilirler.
2)Bir takvim yılı içinde Türkiye’de sürekli olarak 6 aydan fazla oturanlar yerleşmiş kabul edilirler. Ancak geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim, fen adamları, uzmanlar, memurlar, muhabirler vb., tahsil, tedavi, istirahat ve seyahat amacıyla gelenler, tutukluluk, hastalık veya hükümlülük durumu olanlar 6 aydan fazla otursalar da Türkiye’ de yerleşmiş sayılmazlar.
b – Türkiye dışında bulunanlar : Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de olan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup bunların işleri dolayısıyla yabancı memlekette oturan Türk vatandaşları da tam mükellef sayılırlar.
2 – Dar mükellefler : Türkiye’de kazanç ve irat sahibi olan, Türkiye’ de ikametgahı olmayan ya da yerleşmiş sayılmayan kişiler dar mükelleflerdir.
G.V.K.’ YA GÖRE KAZANÇ VE İRATLARIN TÜRKİYE’ DE ELDE EDİLME ŞARTLARI ŞÖYLEDİR :
a – Ticari kazançlar : Kazanç sahibinin Türkiye’ de işyeri veya daimi temsilcisi varsa ve bu kazanç bu işyerinde veya bu daimi temsilci aracılığıyla sağlanıyorsa (Daimi temsilci bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olarak, onun nam veya hesabına işlem yapmaya yetkili bulunan kişidir. Ayrıca ticari mümessiller, tüccar vekilleri ve memurları, acenteler ve mağazalarında veya depolarında temsil edilen hesabına komisyon suretiyle satmak üzere devamlı mal bulunduranlar daimi temsilci sayılırlar.)
b – Zirai kazançlar : Zirai faaliyet Türkiye’de yapılmışsa,
c – Serbest meslek kazancı : Serbest meslek faaliyeti Türkiye’ de yapılmışsa, ödeme Türkiye’ de yapılmışsa veya yabancı bir ülkede yapılan ödeme Türkiye’de bir işletmenin giderlerinde yer almışsa
d – Ücretler : Hizmet Türkiye’ de yapılmış veya ödeme Türkiye’de yapılmışsa.
e – Gayrimenkul sermaye iratları : Gayrimenkul Türkiye’de ise veya haklar Türkiye’de kullanılıyorsa
f – Menkul sermaye iratları : Söz konusu iratlar Türkiye’ de yapılan işlemlerden dolayı kazanılmışsa
TAM VE DAR MÜKELLEFİYETİN DOĞURDUĞU SONUÇLAR
1 – Esas sonuç (Şahsilik kuralını benimsemenin bir sonucu) : Bir mükellef gelirini ister yurt içinde ister yurt dışında elde etsin tüm gelirin vergisini ödemekle yükümlüdür. Dar mükellefler ise sadece Türkiye’ de elde ettikleri gelirlerin vergisini ödemekle yükümlüdürler. ( Şahsilik yerine mülkilik kuralı)
2 – Diğer sonuçlar :
Tam mükellefler Dar mükellefler
1. İhracat istisnasından yararlanamaz. 1. İhracat istisnasından yararlanır.
2. Hükümetin izniyle açılan sergi ve panayırda sağlanan ticari ve S.M.K. gelir vergisinden muaf değildir. 2. Hükümetin izniyle açılan sergi ve panayırda sağladıkları ticari ve S.M.K.gelir vergisinden muaftır.
3. Diplomat muaflığı ve ücret istisnası yoktur. 3. Diplomat muaflığı ve ücret istisnası vardır.
4. Özel indirim ve sakatlık indiriminden yararlanırlar. 4. Yararlanamazlar.
5. Gelirlerin toplandığı haller çokça görülür. 5. Gelirlerin toplandığı haller oldukça kısıtlıdır.
6. Kanuni sınırlar içinde vergi matrahından sigorta indirimi yapılabilir. 6. Vergi matrahından sigorta indirimi yapılmaz.
VERGİYİ DOĞURAN OLAY :
A – Genel Olarak Vergiyi Doğuran Olay :
Devlet için vergi alacağının ve mükellef için vergi borcunun ortaya çıkması için vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi yeterlidir. Bunun dışında vergiyi
doğuran olayın meydana gelmesi için ayrıca tarh işlemini de aramaya gerek yoktur.
Geliri elde etme iki devreye ayılır.
1)Gelirin tahakkuku Gelirin kesinleşmesidir
2)Gelirin tahsili (tasarrufu) Gelirin nakden veya hesaben gelir sahibinin patrimuanına geçmesidir.
B – Gelir Unsurlarına Göre Vergiyi Doğuran Olay :
1)Ticari kazançlar:Gelirin elde edilmiş sayılması için tahakkuk esası yeterlidir.
2)Zirai kazançlar : Tahakkuk etmesi yeterlidir.
3)Serbest meslek kazançları : Elde etme nakden veya hesaben tahsil esasına bağlıdır.(tahsil esası)
4)Ücretler : Elde etme tahsil ile gerçekleşir.
5)Gayri menkul sermaye iratları : Tahsil esası geçerlidir.
6)Menkul sermaye iratları : Tahakkuk esası geçerlidir.
7)Diğer her türlü kazanç ve iratlar : Genel olarak tahsil esası geçerlidir.